Bir TEDx Konuşması: “How Your Brain Falls in Love – Dawn Maslar”

Dawn Maslar, aşk üzerine yaptığı çalışmaları ve yazdığı kitaplarıyla ünlü bir biyoloji profesörü. “How Your Brain Falls in Love” isminde, çok beğendiğim bir TEDx konuşması bulunuyor. Konuşmanın Türkçe altyazısı olmadığı ve içeriği konuştuğumuz konularla oldukça paralel olduğu için konuşmayı ana hatlarıyla tercüme etmek, kendi küçük notlarımı eklemek ve sizlerle de paylaşmak istedim.

Dawn Maslar, aşk üzerine yaptığı çalışmaları ve yazdığı kitaplarıyla ünlü bir biyoloji profesörü. “How Your Brain Falls in Love” isminde, çok beğendiğim bir TEDx konuşması bulunuyor. Konuşmanın Türkçe altyazısı olmadığı ve içeriği konuştuğumuz konularla oldukça paralel olduğu için konuşmayı ana hatlarıyla tercüme etmek, kendi küçük notlarımı eklemek ve sizlerle de paylaşmak istedim.

Hemen başlayalım!

Maslar, öncelikle etik sebeplerden dolayı insan katılımcılarla aşk üzerine çalışma yapmanın çok da kolay olmadığından bahsediyor. Bu nedenle, araştırmacılar “prairie vole” adı verilen, Kuzey Amerika’ya özgü bir tür çayır faresinden yararlanıyor. Bu çayır farelerini özel kılan şey ne derseniz, “tek eşli” olmaları.

Böylece, araştırmacılar çayır farelerinde “aşık olma” yani belli bir partnere doğru çekilme ve ona sadık kalma sürecinde hangi nörotransmitter ve hormonların rol oynadığını inceleme fırsatı buluyorlar. İlk karşılaştıkları nörotransmitter, ilk evreden hatırlayacağımız gibi dopamin. Araştırmacılar dopamin reseptörlerini bloke ettiklerinde, bu “aşık olma” hissinin ortadan kalktığını gözlemliyor.

Fakat bir problem var: Dopamin bu süreçte rol oynayan tek kimyasal olamaz. Çünkü dopaminin insanlarda pek çok farklı uyaranla artışa geçtiğini biliyoruz (kumar oyunları, candy crush’ta bölüm atlamak, Instagram’da aldığımız beğeni bildirimleri vs.).

Spoiler alert: Buradan itibaren Fisher’in “ikinci evre” olarak tanımladığı evreye bir adım atıp, erkekler ve kadınlarda süreçte yaşanan farklılıkları inceleyeceğiz 🙂

Öyleyse, belki aradığımız cevap “oksitosin”dir diyor araştırmacılar. Oksitosin, hipotalamusta üretilen ve “aşk/güven hormonu” isimleriyle bilinen; yakınlık, bağlanma ve sevgi hisleriyle ilişkili, oldukça ilkel bir tür hormon. Tüm sosyal ilişkilerde (anne-bebek, romantik ilişkiler, aile, arkadaşlar vb.) güven ve yakınlık hislerinin temelleri oksitosinle atılıyor. Öpmek, sarılmak, birlikte güzel ve eğlenceli zaman geçirmek, zamanla artan güven duygusu, cinsel ilişki ise romantik ilişkilerde oksitosini arttıran faktörlerden.

Araştırmalar gösteriyor ki, dişi çayır fareleri ilgilerini çeken bir erkek bulduklarında oksitosin seviyeleri %51 oranında artış gösteriyor. Dişilerde oksitosin, romantik ilişkilerde yukarıda saydığımız aktivitelerin hepsiyle artışa geçiyor, fakat oksitosini aniden tepeye fırlatan tek etken orgazm. Araştırmacılar dişi farelerde oksitosini blokladıklarında ise, dişinin “beğendiği” erkeğe olan ilgisinin kaybolduğunu gözlemliyor.

Öyleyse cevap dopamin ve oksitosin, tamamdır, diyebilir miyiz? Hayır, çünkü tam da bu noktada bir problem var: Erkeklerden hiç bahsetmedik?

Erkeklerde pek çoğunuzun bildiği gibi testosteron denilen bir hormon mevcut. Ve sıkı durun, TESTOSTERON OKSİTOSİNİN ETKİLERİNİ BLOKE EDİYOR. Dolayısıyla erkekler için cevap biraz daha farklı olmalı. Araştırmacılar böylece, formülü oksitosine oldukça benzeyen bir başka kimyasal daha keşfediyorlar: Vasopressin. Erkek çayır farelerine vasopressini bloke eden bir madde enjekte edildiğinde, erkek farelerin seçtikleri dişiye olan ilgisinin kaybolduğu gözlemleniyor.

Araştırmalar, erkeklerin çekici buldukları dişilerle “flört” sürecinde vasopressinin oksitosin kadar belirgin olmasa da artışa geçtiğini, fakat dişilerin aksine, cinsel ilişki sonrasında düşüşe geçtiğini gösteriyor. Dolayısıyla erkekler ve kadınlarda süreçte yaşanan belirgin bir farklılık mevcut gibi.

Maslar, böylece konuyu biraz daha araştırmaya karar veriyor ve Amerikan Hava Kuvvetleri ile Harvard Üniversitesi’nde gerçekleştirilen çalışmalar sonucu ortaya çıkan çok önemli bir sonuçla karşılaşıyor:

Bekar erkeklerde testosteron seviyesi genel olarak yüksek seviyelerdeyken, evli veya romantik bir ilişki içerisinde bulunan erkeklerde testosteron seviyeleri düşüyor. Daha da önemlisi, evli erkekler ile romantik bir ilişkide bulunan erkeklerin testosteron seviyeleri arasında bir farklılık bulunmuyor.

Hatırlayalım, testosteron oksitosinin etkilerini bloke ediyordu. Testosteronun azalması ise oksitosinin var olmasını ve artışa geçmesini mümkün kılıyor. Böylece, “bağlanma” duygusunun artmasına olanak tanınmış oluyor.

TL;DR

  • Maslar’ın araştırmaları, dişiler için bağlanmanın erkeklere kıyasla daha hızlı gelişiyor olabileceğini gözler önüne seriyor.
  • Erkekler içinse tek bir partnere sadık kalarak bir romantik ilişkiye başlamanın testosteron seviyelerini azaltarak oksitosini arttırmaya yardımcı olduğu, böylece bağlanmanın daha yüksek düzeylerde gerçekleşmesinin mümkün olduğu gözlemleniyor.

2 Comments Kendi yorumunu ekle

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s