#COVID-19 : Uzmanların “Yüzünüze Dokunmayın” Tavsiyesi Üzerine

Bu günlerde dünya gündemini oldukça meşgul eden COVID-19 ya da bildiğimiz adıyla corona virüsünden kendimizi koruyabilmek için alabileceğimiz en basit ve temel önlemlerin ellerimizi gün içinde sık sık en az 30 saniye boyunca iyice yıkamak, bir de yüzümüze dokunmamak olduğu konusunda uzmanlar hemfikir. Fakat uzmanların kendileri dahi bu ikinci tavsiyeyi yerine getirmekte oldukça zorlanıyor, ki konuyla ilgili Washington Post’un “Officials keep warning the public not to touch their faces – and then just do that” isimli videosunu izleyebilirsiniz Youtube’da.

Bu ilginç durumun sebebini merak edip araştırma yaparken karşılaştığım University of New South Wales’de gerçekleştirilmiş bir çalışmada, tıp öğrencilerinin 1 saat içinde ortalama 23 kez, yani ortalama her 2.5 dakikada bir yüzlerine dokundukları rapor ediliyor (Kwok, Gralton & McLaws, 2015).

Fakat bu elbette sadece tıp öğrencilerine mahsus bir otomatik davranış değil. Aslına bakarsanız, yüze dokunmak, farkında olmasak dahi hepimiz için vazgeçmesi hiç de kolay olmayan bir alışkanlık.

Peki ekstra dikkatli olmamızı gerektiren bu günlerde dahi yüzümüze dokunmamayı bu kadar zor kılan şey ne? Evrimsel bir kökeni olabilir mi bu “tuhaf” davranışımızın? Gelin derlediğim birkaç araştırmaya göz atalım birlikte.

24-36 haftalık fetüslerin ultrason görüntülerini inceleyerek gerçekleştirilen ilginç bir çalışmada, stresli bir dönemden geçtiğini belirten anne adaylarının fetüslerinin diğer fetüslere kıyasla yüzlerine daha çok dokunduğu raporlanıyor (Reissland, Aydin, Francis & Exley, 2014).

2014 yılında Almanya’da gerçekleştirilen bir başka araştırmadaysa, kendilerine verilen hafıza görevini tamamlama süreçlerinde katılımcıların beyinlerindeki elektriksel aktiviteler analiz ediliyor. Fakat katılımcılar bu görevi tamamlamaya çalışırken bir yandan da stres tepkisi yaratması beklenen rahatsız edici seslere maruz bırakılıyorlar hoparlörlerden. Araştırmanın sonuçları, rahatsız edici seslere maruz kalma sıklığıyla burun, yanaklar ve çeneye dokunma sıklığı arasında anlamlı bir ilişkinin olduğuna işaret ediyor. Bu sonuçtan yola çıkarak, yüze dokunmanın duygu regülasyonu işlevi olabileceğini düşünüyor araştırmalar (Grunwald, Weiss, Mueller & Rall, 2014).

2019’da PLOS ONE dergisinde yayınlanan güncel bir araştırmanın sonuçları ise 2014 sonuçlarını desteklemekle kalmıyor, literatürde ilk kez, yüzün hangi bölgesine daha çok dokunduğumuzu da gözler önüne seriyor: middle-axis yani uzmanların dokunmamazı özellikle tavsiye ettiği üç alandan ikisi olan ağız ve burnu kapsayan yüzün orta bölgesi!

Araştırmacılar, hala yüze dokunma davranışıyla ilgili çok fazla şey bilmediğimizi, fakat bilişsel ve duygusal yükün bu davranışı tetikler gözüktüğünü belirterek bitiriyor sözlerini.

Kısacası benim araştırıp inceleyebildiğim çalışmaların tamamı, bir stres tepkisinin varlığından ve bu tepkiyi yatıştırmak için çoğunlukla bilinçsizce uyguladığımız bir duygu regülasyonu yönteminden bahsediyor.

Şahsi görüşüm, bu bilimsel araştırmaların sonuçlarının ışığında, yüze dokunma davranışının sıklığını azaltabilmek için yapabileceğimiz en güzel şeyin haberleri takip etme sürelerimize gerekiyorsa belli bir limit koymak ve kendimizi sakinleştirebilecek aktivitelerde bulunmak olduğu yönünde. Örneğin, sıcak bir duş alabilir, güzel bir kitap okuyabilir, deliksiz bir uyku çekebilir veya açık havada kısa bir yürüyüş yapabiliriz. Eklemek istediği önerileri olanlar varsa lütfen yorumlarda paylaşmaktan çekinmesinler.

Kendinize iyi bakın, çok sevgiler ❤️

Kaynaklar:

Grunwald, M., Weiss, T., Mueller, S., & Rall, L. (2014). EEG changes caused by spontaneous facial self-touch may represent emotion regulating processes and working memory maintenance. Brain Research1557, 111-126. doi: 10.1016/j.brainres.2014.02.002

Kwok, Y., Gralton, J., & McLaws, M. (2015). Face touching: A frequent habit that has implications for hand hygiene. American Journal Of Infection Control43(2), 112-114. doi: 10.1016/j.ajic.2014.10.015

Mueller, S., Martin, S., & Grunwald, M. (2019). Self-touch: Contact durations and point of touch of spontaneous facial self-touches differ depending on cognitive and emotional load. PLOS ONE14(3), e0213677. doi: 10.1371/journal.pone.0213677 

Reissland, N., Aydin, E., Francis, B., & Exley, K. (2014). Laterality of foetal self-touch in relation to maternal stress. Laterality: Asymmetries Of Body, Brain And Cognition20(1), 82-94. doi: 10.1080/1357650x.2014.920339 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s